28 Ocak 2016 Perşembe

Veronika mı ? Edibe Aslanbay mı ?




Barba diye başlıyor ama Barba'dan daha çok Veronika'nın dünyası; Cihan'ıydı, Eylem'iydi, Selim'iydi derken eksik finalle kitap bitiyor. Peki kim bu Veronika ? Hayali mi ? Yok sa yazarın ta kendisi mi ? Yazarın kendisini "ütopik" diye tanıttığı bir Barba dünyasında yahut gerçek olağan yaşamında herhangi bir ciddiyetlilik ve hakiketlik bir ironi olurdu. Daha çok hayali olması bir şeyi daha az gerçekçi yapar mı diye sorarsanızda kesinlikle cevabım hayır olurdu. Esas olan gerçeklik duyup gördüğümüz hatta okuduğumuz bir çok şeyden daha derinlerde hissedilmiyorsa o şeyin gerçekliğinden şüphe edilebilir elbette. Benim istediğim şey aslında tam olarak yazdıklarımı okurken kendi içinizden bir şeyler bulabilme yetinizdir. Bir şeyi okumak için okumamak lazım. Kitabın içinde aşk var diye okumamak lazım. Kendi içimizde bir yerlerde varlığından haberdar olduğumuz bazı duyguların hatrına okumak lazım. Buna aşkın hatrına da diyebiliriz. İlla ki Veronika olacak diye bir şey yok, okuduğunuz değil de hissettiğiniz isimle hitap edin karakterlere. Köşe de oturup sadece okuyarak seyirci kalmayın, hikayenin içine girerek konuk karakterim olun, misafirim olun, başımın üstünde yeriniz var. Bal ve yağ ikramını almak hoş sohbetinizle doğru orantılıdır, ayırdığınız vakite sağlık. Spoiler vermem gerekirse şunu söyleyebilirim, ben Veronika değilim. Yarattığım karakter kadar sabırlı bir kişilik hiç değilim. Özür dilerim ama mutsuz sonda kendimi infaz edecek kadar da erdem sahibi olamadım henüz. Belki de böyle yazarak ters köşe yapıyorumdur kim bilir ? Kitaplığınızda gerçek bir hikaye taşıyacaksınız, her karıştırdığınız kitaptan yaşanmışlık kokusu almanız dileği ile...

Kendinize popüler davranın. Ütopyamdan sevgilerle (;

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder