26 Ocak 2016 Salı



Barba dünyaya geldi. Sizlere mutluluğun tanımını bu şekilde tekrar tekrar yazabilirim. Mutluluk benim için iki gün önce bir adamın saçlarının muazzam kokusu iken; bugün 96 sayfalık Barba'm. Hoş ikisi de aynı şeyler ya orasını fazla kurcalamayalım. Hayalden daha gerçek bir aşk hikayesi yazdım hepimiz için, tabii öncelikle ikimiz için. Bana sunulan inanılmaz sarsıntılı duygular doğrultusunda çıktım bu yola işin aslı. Bir liseliden çok bütünüyle bir lise oldum. Yaklaşık iki senelik bir süreçten söz etmem mümkündür. Barba hayatıma gireli 3 sene oldu ancak ben 2 sene de kendime itiraf edebildim onun içimdeki varlığını.  Güzel ve masum duygulardı demeyeceğim çünkü hiçbiri değildi. Hırstan, öfkeden ve aç açgözlülükten ibaretti. Ama bir gün öyle bir şey oldu ki şöyle bir iç geçirdim;

"Şu çocuğa bak,
Sonsuzluk gelene kadar seveceğim onu."

Öyle de oldu, şükür ki hala sonsuzluk çanları çalınmadı.
Barba  başlı başına bir adama itafen yazıldı, ismi neden "Barba" sorusuyla çok sık karşılaşıyorum. Bir çok dilde "sakal" anlamı taşıyor ve bu da benim ana karakterimin esas alınması gereken kişisel özelliği oluyor. Sakal bir erkeğin makyajıdır ve markajında hakkını veren yalnızca Barba'dır. Eğer gerçekten ütopik bir aşk hikayeniz var ise alıp okumanızı tavsiye ediyorum. Çünkü şundan çok eminim ki Barba'nın 96 sayfasının içinde herkesin içinden bir şeyler bulduğu bir kaç kırıntılık muhabbet var. Bu kötü fotograf için özür dilerim, şimdilik eldeki imkanlarla bu kadar oldu. Daha sonra Barba için detaylı bir şekilde geri döneceğim.  Ütopyamdan sevgilerle,

Kendinize popüler davranın...

1 yorum:

  1. Umarım sen de günün birinde bir "Barba" olacak kadar sevilirsin güzel yürekli insan. Kalemine, yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil